10 Ocak 2009 Cumartesi

Magtımgulı Pırağı


Ünlü Türkmen şairi Devlet Mehmet Azâdî'nin oğlu, Türkmen edebiyatının büyük üstadı ve Türkmenistan'ın manevi liderlerindendir. 1733-1793 tarihleri arasında yaşamış olan (bazı kaynaklarda ölüm tarihi 1790, 1798 olarak da geçmektedir)Mahtumgulı (Mahtumkulu) Firâgî, Türk dünyasının üç büyük şahsiyetinden (Hoca Ahmed Yesevi ve Yunus Emre ile birlikte) biri olarak kabul edilmektedir.


Biyografisini onun şiirlerinden öğrenebildiğimiz Mahtumkulu bir şiirinde kendisinin nereli ve kim olduğunu şöyle dile getirir:


“Bilmeyen soranlara aydıñız bu garıb adımızı
Aslı Gerkez, yurdu Etirek, adı Mahtumgulı’dır.”

(Bu arada, bu büyük üstadın şiirlerine sadece biyografisi için değil, yaşadığı devrin sosyal ve siyasi problemlerini araştırmak için de başvurabilirsiniz.)


"Firâkî", şairin mahlası olup "rahatlığı, azatlığı seven", "asayiş taraftarı" manalarına gelir. Bunun böyle olduğunu:


“Mahtumkulu adın döndü Firaka,
Parıg olup çek özünü kenara."
dizelerinden anlıyoruz.


İlk eğitimini obasındaki mollarla ve babasından alan Mahtumkulu, Lebab boyunda bulunan Kızılayak Obası medresesinde tamamlamış ve ardından Buhara'daki Kükektaş medresesine gitmiş ve bir süre de Hiva Şirgazi Medresesi'nde bulunmuştur. Eğitimi sırasında Arap ve Fars dillerini öğrenen Fuzûlî, Sâdî gibi doğu edebiyatının ünlü simalarının eserlerini de yakından öğrenmiştir. Türkmenistan başta olmak üzere Afganistan, Özbekistan ve İran'ın bir kısmını da dolaşan Mahtumkulu, bir süre Hindistan'da da bulunmuştur. Anadolu’ya gelip gelmediğine dair net bir bilgi olmamakla birlikte, şiirlerindeki bazı ifadeler bu topraklara da gelmiş olabileceğini bizlere göstermektedir.


Firâkî mahlâsıyla şiirler yazan şairin divanına almış olduğu yedi yüz şiirinden iki yüze yakını halk türküsü haline getirilmiştir.


Şairin dili sadedir. Halk çok kolay bir şekilde anlar. Ama burada anlar dediğimiz şey kelimenin manasıdır, şiirlerinin manalarını çoğu kişi anlayamaz. Çünkü şiirlerinin her satırı çok geniş ve derin bir bilgi taşımaktadır. Anlayabilmek için her satırını tekrar tekrar okumak gerekir. Şiirleri dil bakımından tamamen Türkmencedir, bundan dolayı Mahtumkulu Türkmen edebiyatının ilk tuğlasını koyan şahıs ve Türkmen edebiyatçılarının, hatta bütün Türkmenlerin üstadı olarak kabul edilmektedir.


Bir çoğumuz Mahtumkulu’nu büyük bir şair olarak biliriz. İlim adamlarından V.V. Bartold ve benzeri isimler de onun için "Türk halkları arasında Mahtumgulu gibi millî şâiri olan halk, sadece Türkmenlerdir." demektedir. Bu ifade bir yönüyle doğrudur ama diğer taraftan da eksiktir.


Çünkü Türkmenler'in akıl hocası ve Türkmen edebiyatının tartışmasız lideri olan Mahtumkulu'nun eserleri Türkmen hayatının her yönünü kapsamaktadır. İnsan hayatı, ahlakı ve sanatı tüm eserlerinde dile getirilir.


“Çakal-tilkiler kurt olmaz!”


Şiirlerinde Türkmenleri cezbeden yönlerden biri de, Türkmen hayatını yansıtırken; Türkmen mertliğini ve yiğitliğini tasvir ederek, Türkmeni her bakımdan olması gereken makama çıkarmasıdır. Aynen:


“Mert yiğit mert yerden öner
Namert asılha mert bolmaz.
Kurdun gözünde od yanar
Çakal-tilkiler kurt olmaz.


Yiğit oldur yurt üstünde
Canın verse din üstünde
Koç yiğitler il üstünde
Namus ile ar gerektir.”


dörtlüklerinde görüldüğü üzere…


Bu kapsamda Mahtumkulu, yaşadığı devirden günümüze kadarki dönemde ideal Türkmen tipini temsil eden büyük bir düşünür olmuştur.


Yine, yaşadığı dönemde iç ve dış karışıklıklara şahit olan Mahtumkulu, Türkmenlerin moral gücünü yükseltmiş ve birliğe çağırmıştır. O, bu nasihatlerini dini bir hava içinde vermiş, dinin emir ve yasaklarını herkesin anlayabileceği bir şekilde söylerken, beşeri münasebetleri zedeleyen hal ve davranışlardan da insanları uzaklaştırmaya çalışmıştır. Bu noktada, insanın iyi işlerle uğraşması gerektiğini dile getiren Mahtumkulu, bu dünyada yapılan her şeyin ahrette sorulacağını “Gidici Bolma” adlı çalışmasında şöyle ifade etmektedir:


“Mahtumkulu, gönülde köptür armanı,
Tapmadı akıbet derde dermanı,
Yetişir bir gün Tanrı fermanı,
Rûzu şeb gaflette yatıcı bolma!...”


“Tireler kardeştir, uruk yandır”
Türkmen Boylarının birleşmelerini, birlikte hareket etmelerini, millet olabilmenin, tarih sahnesinde yeniden devlet kurmanın ilk şartı olarak gören Mahtumkulu’nun divanına baktığımızda, milleti birleştirici en önemli faktör olarak inanç birliği görülmektedir. O, bu birliğe ulaşamayan toplumları dağınık kabul etmektedir.


Dolayısıyla, Göktepe Savaşları ve ardından SSCB’nin dağılmasıyla birlikte hayata geçecek olan Türkmen birliğinin rüyasını daha o zamandan görmeye başlayan ve bunu her fırsatta çalışmalarına yansıtan Mahtumkulu’nun yüzyıllar öncesinden yaptığı çağrı şöyledir:


“Türkmenler bağlasa bir yere beli,
Kurutur kulzumu, derya-yı Nili,
Teke, Yomut, Göklen,Yazır, Alili,
Bir devlete kulluk etsek beşimiz.


Gönüller yürekler bir olup başlar
Tartsa yığın erir topraklar taşlar
Bir sofrada hazır kılınsa aşlar
Göterirler ol ikbali Türkmenin.


Tireler kardeştir uruk yandır
İkballer ters gelmez hakkın nurudur
Mertler ata çıksa savaş sandır
Yor üstüne yörer yoluTürkmenin.”


Evet, Mahtumkulu büyük bir Türkmen şairidir ama aynı zamanda o, Türkmen birliğinin ve bir anlamda günümüzde eksikliğini daha çok hissettiğimiz Türk Birliği’nin, beraberliğinin rüyasının gören bir Türk dünyası sevdalısıdır.


Türkistan’daki boyların, haliyle Türkmenlerin de büyük sıkıntılar çektiği bir dönemde, Türkler için güçlü ve adil bir devlete olan ihtiyacı şiirlerinde dile getirmiş mert bir insandır. Dolayısıyla Mahtumkulu Firâgî ne sadece Türkmenlerin milli şairidir ne de sadece bir şairdir. Aynı zamanda o, Türk-İslam dünyasına mal olmuş bir düşünür ve mutasavvıftır.


O, yüzyıllar öncesinden büyük Türk dünyasına, birliğine hayatını adamış olan, Türk dünyasının manevi liderlerindendir.

NEVRUZ - OĞUZ GÜLÜDÜR


Türkmenistan'da Nevruz Kutlamaları

Bizim çeşitli yerlerde farklı isimlerle kutladığımız bu bayram, yani Nevruz bahar bayramıdır. Nevruz Bayramı son baharda yere sinmiş ve çürümüş yaprakların yeniden filizlenmesidir,tabiatta dirilişin, yenilenişin müjdesidir.

Bu bayram bizim halklarımızda çok uzak zamanlardan beri kutlanarak gelinmektedir. Biz her zaman yapıldığı gibi bu bayramın tarihten bu güne kadar değil de, aksine bu günden tarihe kadar yolunu takip edelim.

Belki, Nevruz sadece çağımızda ortak bir bayram olarak kutlanmakla beraber bir araştırma unsuru olarak da incelenmektedir. Hemen hemen şu anki ismiyle tüm bölgelerde de nevruz adını taşımaktadır. Bir kere adını doğadan tabiattan aldığı ve halkların aynı sevinci yaşadığı için, ismininse tek bir anlama gelmesi bu bayramın birleştirici özelliğinin olduğunu ortaya çıkarıyordur. Aynı zamanda da Nevruz halkların kültür bütünlüğüne yaklaşımının anahtar niteliğindeki tespitidir.

Evet, geniş coğrafyada şimdiye kadar her yerde kutlanmış olan, her ülkenin de araştırdığı, incelediği başka bir bayramın örneğini bulamıyoruz. Tabi ki, Türk soylu halkların her biri tüm komşu halklarla Tacikler, Parslar, Araplar, hepsi bu bayramı kutlamaktadırlar.

Yine de bir gerçeği söylememiz gerekiyor, sosyolojik araştırmalar esnasında nevruz kelimesinin etimolojik yoluyla derinliğine kadar incelemeye çalışırsak hemen aynı sonucu elde edebiliriz. Şimdiden belirtmek istiyorum ki bu sözün anlamı muhakkak yeni gül, veya yeni gün, yada diriliştir. Sonuçta, yenilenmektir. Biraz önce söylediğimiz gibi şimdi bu bayramın bu günden tarihe kadar nasıl kutlandığını inceleyelim. Bu bayram şu an Türkmenistan‘da martın 21-de Nevruz adıyla kutlanmaktadır. Devlet tarafından da 1 gün tatil edilerek resmi bayram haline dönüştürülmüştür.

Nevruzda tüm şehirler, köyler çeşitli renklerdeki bayraklarla süslenmektedir. Türkmenlere has olan canlı, yeşil, kırmızı, sarı, mavi renkleri her yerde görmek mümkündür. Bir renk vardır ki filizlenmiş yeşil buğdaylardaki canlılığı ifade ediyordur. Zaten filizlenmiş yeşil buğday baharın Nevruzun gelişinin simgesidir. Nevruz bayramının özelliği yeşil filizlenmiş buğday yetiştirilerek, ondan semeni adlı yemeğin yapılmasındadır. Aynı zamanda da bu bayram renklerin canlılığın bayramıdır. Bu bayramdan 2 gün önce evler temizlenir. Bayram günü ise pilavlar, çörek börekler yapılır ve sevdiğin dostlar, akrabalar eve çağrılır. Bu bayramda bizim gençlik günlerimizde arkadaşlarımızla birlikte yemekler tatlılar yapıp gece de oyunlar yani boncugattı yada yüzük oynunu oynardık. Nevruz gecesi çok eğlenceli gece olarak aklımızda kalmıştı.

“Keşke bu gün bitmeseydi “diye düşündüğümüz zamanlar da olmuştu. Bazen de bu gece komşularımızdan bir yaşlı nine, veya babaannem kendilerinin gençlik yıllarını, yada öyküler masallar anlatırlardı. Biz bu gecenin mucizeyi bir gice olduğuna inanırdık. Çünkü bize öyle öğretilmişti. Bunu oynamakta olan boncugattı, yüzük oyunlarımız da kanıtlıyordu. O gece tuttuğumuz dileklerin gerçekleşeceğine inanarak boncugattı oyunımızda şöyle satırları söylerdik.



Düvmeleri seçiler,

Nevruzun geceleri

İnce belden kuçulur

Nevruzun geceleri



Nevruz geldi, yaz geldi.

Karga gitdi, kaz geldi.

Oturan adamlara,

Bülbülden avaz (ezgi) geldi.



Nevruzun baharıdır.

Civangül nihalidir.

Kız oğlan bir-birini,

Seçmeli zamanıdır.



Bizim atlar karadır.

Başın silkip varadır.

Nevruz geldi, gelmedin

Kız yüregim yaradır.



Günortadır çoğludur.

Kızlar evde bağlıdır.

Her yıl Nevruz gecesi,

Yar yarına bağlıdır.



Sülgünün civ civleri

Çıkarın biceleri (kuraları),

Alla muradum ersin

Nevruzun geceleri.



Böyle bir eğlenceli kutlanışının yanısıra bu bayrama anlam veren, bazı tespitleri yapabileceğimiz anlamlı sözlerde vardır. Halk bu bayrama “90 dolup” der bu kışın bitmesidir. Ya da “90 dolup yere yılı girende, buysa kış bitikten sonra yere yılı girer anlamını taşımaktadır. Bu ifadeler, Anadolu'daki cemreler denilen hadiseye denk gelmektedir. Yani cemreler şudur ki sıcaklık ilk önce havaya girer, sonra suya, en sonunda ise toprağa... Bunların süresi de bellidir, her biri yedi gün sürer. Bu demek şudur, yani Nevruz Anadolu'da da 21 Marta denk gelir. Sebebi bu mevsimle ilgili zahmire 20 Aralıktan 5 Şubata kadardır. Sonra 15 gün küçük devam eder. Küçük bitince cemreler başlar. Buysa tam 21 Marta denk gelir. Bizim bu örneğimiz Anadolu halkının arasında hala devam eden olaylara dayanmaktadır. Bu yüzden Nevruzdan önce havalar muhakkak bozarmış. Bazen çok kar yağar. Bazense çok kötü rüzgar olur.

Şurada bir şey aklıma geldi küçükken hep baharın gelmesini çok isterdim, en çok sevdiğim mevsim bahardı. Bazen bizde şubat ayının sonunda kış bitmiş gibi havalar ısınıverir işte o zaman “Ne güzel bahar geldi” diye sevinçten dört köşe olurdum. Fakat baba annemse “Daha sevinme kızım Nevruz geçmeden bahar gelmez” derdi. Bu gerçekten de öyleydi, Nevruzun gelmesiyle yeni doğmuş kuş yavrularının ötmeleri oğlak kuzuların meleşen sesleri, otların, çiçeklerin, toprağın canına hoş yakan kokuları gelmeye başlardı. Buna tam anlamıyla bir gerçek Nevruzdu diyebiliriz.

Havaların değişmesiyle baharın bazi yerlerde Nisanda, bazi yerlerde ise Mayısta gelmesi, bu bayramın farklı zamanlarda kutlanmasına neden olmuşsa da, anlamınınsa aynı olmasını sağlamıştır. Mesela, Sibirya'da bahar Mayısta ve ondan sonra gelmektedir.

Şu anki durumdaysa Türk soylu halkların çoğunda baharın gelişini Nevrızu kutlamada ortaklık vardır. Yani genellikle her yerde 21 martta kutlanmaktadır.

Şimdi yine biraz geriye gidelim derken 18. yüz yıl şairi Magtımkulu ‘dan bir örnek verelim. Mahtumkulu Nevruzu şöyle algılamıştır:

Nevruz gelse äleme

Renk kılar cihan fayda

Demek, nevruz 18. yüzylda da tıpkı bugünkü gibi nevruz adıyla kutlanılmış. Bu satırlardan da belli olduğuna öre Nevruz o zaman da renklerin bayramı olmuş.

11.nji yüzyılda Doğu'nun büyük bilgesi Biruni ise Köhneürgenç'te, yanı Harzemşahların yurdunda Nevruz bayramının kutlanışı hakkında şöyle bilgi vermektedir: “İki gün önce evler temizlenir. Nevruzun sonraki günüyse çeşitli yemekler yapılır” diye ifade etmiştir. Evet, buradan da anlaşıldığına göre Nevruz temizliğin, yenilenmenin ve yemeklerin bayramıdır.

Bunlar türlü zamanlardaki bilgiler olduğuna rağmen hemen hemen aynı ifadelerdir. Yine vurgulamak gerekiyorsa, Nevruz renklerin, canlılığın ve dirilişin, toprağın bahar kokusunun bayramıdır.

İslamdan önce Nevruz Oğuz bayramı olarak kutlanmıştır. Bunun şu anda Türkmenistan'da halk arasında Oğuz bayramı olarak geçtiğini görmekteyiz. Annaguli Nurmemmet'in Oğuz Yurdu romanında Türkmenlerin İslama geçiş dönemindeki olaylar anlatılırken Nevruz gecesi Oğuz gecesi olarak anlatılmaktadır. Üstelik milli oyunlarıyla meşgul olan Türkmen kızları o gecede türküler söylerler:



Oğuz geldi, yaz geldi.

Alemden owaz geldi

Bu oğuz gicesinde

Kız yüregne naz geldi.



Bu o kadar ilginç de değildir, yanı şu an biz eski Oğuz geldi, yaz geldi (yani ilkbahar) satırımız Nevruz gedi, yaz geldi diye değiştirmişiz. Bizim kanaatımıza göre belki IX-X yüzyıllardan başlayarak Oğuz bayramı adını göteren bu bayram Nevruz adını almaya başlamıştır. Bunun ilk ispatı olarak Karahanlı ve Selçuklu devletlerinde Pars dilinin kullanılmasıdır. Nevruz kelimesi de Parsçadan alınmıştır ve ortak kültür tüm doğu halklarıyla beraber Nevruz adıyla anımsanmıştır.

Türkmen halkının arasında bu Oğuz bayramının, Oğuz gününün gelişi hakkında ilginç bir rivayet vardır. Oğuz Yurdu romanında da bu bayramla ilgili bu rivayet ince bir şekilde işlenmiştir.

Romana göre bir Oğuz beyi hatun almadan önce muhakkak bir at almalıdır. Aldığı atıyla da hatununu getirmelidir. Eğer yiğidin hatunu ve atı olmazsa han olmayacaktır. Fakat büyük hanlık diye de bir derece vardır, yani hanların hanı olmak. Onun için muhakkak akıl yolundan geçmek gerekmektedir. Akıl Hoca'nın sınavından geçmelidir. Şart bellidir. Şimdiye kadar kimsenin bölemediği kara taşı bölmelidir. Büyük han olacak her kes çok keskin balta, kılıç, bıçak ve sayrı ile gelir. Ama bu zor işi kimse gerçekleştiremez. Sonunda bunu Oğuz Han yapmıştır. Akıl Hoca onun sırrını sorduğunda Oğuz Han şöyle cevap vermektedir:

"Ey dahi atam,o anda vicudum gevşeyip, yüregim yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Ben taşı ikiye böldüğüm an dokunsam dağılıp gidecekti. Sonra hemen eski haline döndü ve bir daha bölemediler. Evet, bu mucizeyle ömrün yeni günü başlıyor. Onun kudretiyle karların altından soğuk dudakları delip taze çiçek çıkıyor. Toprak canlanıp ilk baharın geldiğini müjdeliyor. Bu canlılıktır, yeniden dirilmektir. Bu yeni bir ömrün başlangıcıdır..."

Sonra Akıl Hoca'nın "Han oğul bu günün adına ne koysak.?" sorusuna Oğuz Han'ın verdiği cevap ilginçtir: "Bu gün her kese canlılığın dirilişin yeni coşkuyla tekrar verildiği gün, erkinin özgür olup geldiği gün, erkin gün diyelim, yeni gelen gün, yangı gün taze gün diyelim."

Daha sonra romanda halk bu kudretin Oğuz kerameti, o günün ise Oğuz günü olarak kabul eder, bu bölüm şöyle anlatılmaktadır:

"Adamlar hemen karları elleriyle kürüyüp açtılar, soğuk karların buz gibi dudağını çatlatarak çıkan çiçekler filizleniyordu. Bu çiçek kardelen çiçeğiydi. İnsanlar bu günü Oğuz Han’ın kerameti saydılar. Onu diriliş günü bildiler. Karları delip çıkan kardelene ise Oğuz gülü dediler. Her bir şeye yeniden can veren güneşe ise Oğuz günü dediler."

Türkmenistan'da hala halk ağzında ve edebiyatımızda devam eden Oğuz gülü, Oğuz günü, Oğuz bayramı gibi anlatımların hala İran Türkmenlerinde de Oğuz Bayramı olarak kutlanılmağı bu bayramın eskilerde de, bugün de kökünün bir olduğuna işaret etmektedir.Demek, Nevruz bir güldür, yenilenmeyi müjdeleyen bir gündür, tarihimizin derinliklerine gidersek, karların dudağını yarıp çıkan bir Oğuz gülüdür.

Bağımsızlığın 15. Yılında Türkmenistan


Tarihte asırlarca zorluk ve zaferler dolu yollardan geçen Türkmen halkı 27 Ekim 1991 tarihinde, Büyük Saparmurat Türkmenbaşı’nın önderliğinde, bağımsızlığını kazanarak özgür ve tam bağımsız devletine kavuştu. 488.100 km2 yüzölçümüne sahip, 7 milyon’un üzerinde nüfuslu Türkmenistan Devleti, Cumhurbaşkanı Büyük Saparmurat Türkmenbaşı önderliğinde bu yıl bağımsızlığının 15. yıldönümünü büyük törenlerle kutlamaya hazırlanıyor. Ekim ayı boyunca 15. bağımsızlık yıldönümü şerefine, maliyeti 500 milyon dolar’ın üzerinde 44 yeni projenin açılışı yapılacak. Bu projeler arasında sanayi tesisleri, teleferik, bakanlık binaları, düğün sarayı, ticaret merkezi, milli kütüphane, konutlar, okul ve anaokulu, olimpik su sporları stadyumu, Alparslan adında Ulusal Gençlik Tiyatrosu, her vilayete yeni birer tiyatro ve “Türkmen Peri Masalları Dünyası” adında bölgenin en büyük eğlence parkı var.

Bağımsızlığın ardından yalnızca hammadde üretimine dayalı bir sanayi mirasına sahip olan Türkmenistan Devleti, Cumhurbaşkanı Büyük Saparmurat Türkmenbaşı’nın önderliğinde, açık kapılar siyaseti ilan ederek dünyanın önde gelen firmalarını Türkmenistan'a yatırıma davet etmiştir. Yabancı yatırımları Türkmenistan’a çekmek için uygun ekonomik ve politik ortam sağlanmaya çalışılmış ve halende çalışılmaktadır. Geçen 15 yıl içinde bağımsız Türkmenistan devleti sahip olduğu doğal kaynakları milli menfaatlerine en uygun şekilde kullanarak birçok temel alanda başarılı kalkınma planları geliştirerek büyük atılımlar yapmıştır.


Birleşmiş Milletler, 185 ülkenin oyuyla, 12 Aralık 1995 günü Türkmenistan'ın Daimi Tarafsızlık statüsünü onaylamıştır. Tarafsızlık prensibi diğer ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymak, içişlerine müdahale etmemek, devletler arası ilişkilerde şiddete başvurmamak, uluslararası ilişkilerde Birleşmiş Milletler kararlarına öncelik vermek, tüm ülkelerle ve özellikle bölge ülkeleriyle olumlu ilişkiler kurmak ve işbirliğini güçlendirmek anlamına gelmektedir. Siyasi alanda izlenen barışçı ve tarafsız bir devlet politikası sayesinde siyasi istikrar sağlanmış, bağımsızlığın temelleri güçlendirilmiştir.


Cumhurbaşkanı Büyük Saparmurat Türkmenbaşı tarafından ekonomi alanında hayata geçirilen reformlar sonucunda, Türkmenistan Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son rakamlar itibariyle 2006 yılının ilk altı ayında Türkmenistan’ın ekonomik büyüme oranı yüzde 20,1 olarak kaydedilmiştir. Büyümenin sektörlere göre dağılımı şu şekilde gerçekleşmiştir. Endüstriyel büyüme yüzde 22,4; tarımsal büyüme yüzde 21,1 ; inşaat sektöründeki büyüme yüzde 18,6 ; ulaştırma ve iletişim sektörlerindeki büyüme yüzde 19,8 ; ticaret ve hizmet sektörlerindeki büyüme sırasıyla yüzde 24,7 ve 15,5 olarak kaydedilmiştir. Türkmenistan ekonomisinin temelini oluşturan petrol, doğalgaz ve enerji sektörlerinde de büyüme görülmüştür. Kişi başına düşen milli gelir 1991 yılında 7,5 dolar iken, şu anda 8 bin dolar’a ulaşmıştır.


Bağımsızlığın ilk yıllarında gıda sektöründe büyük zorluklar çeken Türkmenistan, çeşitli tarım politikaları geliştirerek ve tarımsal alanda yabancı ülkelerle işbirliği yaparak, gıda sektöründe kendi kendine yetebilir duruma gelmiştir. Türkmenistan yeni teknolojiler ve sulama tekniklerinden yararlanarak, ekili alanlarını arttırmış önemli bir tahıl üreticisi olmuştur. Bu yıl 3,5 milyon ton’dan fazla tahıl hasatı yapılmıştır.


Topraklarının önemli bir kısmı çöl olan Türkmenistan tarıma elverişli alanların büyük bölümünde pamuk yetiştirmektedir. Türkmenistan, Orta Asya’da ikinci önemli pamuk üreticisidir. Özellikle tekstil yatırımları sayesinde daha önceleri pamuğun tamamını ihraç eden Türkmenistan, Orta Asya’nın tekstil ve hazır giyim merkezine dönüşmüştür. 1991 öncesinde sadece hammadde üreten Türkmenistan şu anda dünya ülkelerine kaliteli işlenmiş ürünler ihraç eden bir devlet haline gelmiştir. Şu anda Türkmenistan’da üretilen tekstil ürünleri A.B.D., Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Ukrayna, Çin, İsviçre’nin de aralarında bulunduğu 30’dan fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Yabancı ortaklarla işbirliği içinde ilerlemek ve ortak girişimlerde bulunmak yoluyla tekstil sektörünün kalkınmasını sağlamak, Türkmenistan Tekstil Bakanlığının kurulduğu ilk günden itibaren öncelikli hedefi olmuştur. Yabancı yatırımın ülkeye gelmesinde sağlanan kolaylıklar sonucunda ünlü Türk, Amerikan, İtalyan ve Alman firmalarının katılımlarıyla kurulan fabrikalar sayesinde tekstil sektörünün milli ekonomi içindeki payında önemli ilerleme kaydedilmiştir. Türkmenistan’da yabancı yatırımın Tekstil Fabrikalarının kurulmasındaki payı yüzde 15-20 civarındadır. Şu anda Türkmenistan’da tekstil sanayi’nin payı toplam sanayileşme oranının yüzde yirmi beş’ine tekamül etmektedir. Üretilen hazır giyim ürünlerinin toplam ihracat oranının yüzde 50’sini oluşturmaktadır.


Ülke ekonomisinin temel taşını pamuğun yanı sıra doğalgaz ve petrol oluşturmaktadır. Dünyanın dördüncü en büyük doğalgaz rezervine sahip Türkmenistan’ın, doğalgaz üretimi 2005 yılında, 1995 ile karşılaştırıldığında ikiye katlanmıştır. Doğalgaz endüstrisinde büyük rol oynayan Turkmenneft Devlet İşletmesi Türkmenistan’ın batısında bulunan doğalgaz alanlarının geliştirilmesini amaçlamaktadır. Aynı zamanda, ülke içindeki doğalgaz boru hattı ağıda güçlendirilmektedir. Bağımsızlık yılları süresince, 30,000km’nin üzerinde doğalgaz boru hattı ağı yapılmıştır. Sonuç olarak, doğalgaz bir uçtan öteki uca ülke çapında tüm evlere götürülmüştür. Türkmenistan’ın 2020 yılına kadar Milli Ekonomik, Politik ve Kültürel Kalkınma Stratejisi’ne göre halka doğalgaz, elektrik,su ve tuz devlet tarafından ücretsiz verilmektedir.


Ayrıca, Türkmenistan’ın 2020 yılına kadar Milli Ekonomik, Politik ve Kültürel Kalkınma Stratejisi, enerji sektörünün ulusal endüstri, tarım ve kamusal ihtiyaçları karşılayabilmesi ve aynı zamanda Türkmen elektrik enerjisi ihracatını arttırmak için geliştirilmesini öngörmektedir. Ülkede bol bulunan ucuz ve çevreye zararsız doğalgaz elektrik enerjisi üreten santraller kurulmuştur. Enerji üretim birimlerinde modernizasyona gidilmiş, Abadan, Balkanabat şehirlerindeki elektrik santrallerinin imkanları arttırılmış, Türkmen elektrik enerjisini Afganistan, Pakistan, İran ve Türkiye’ye ulaştıran enerji nakil hatları kurulmuştur. Elektrik enerjisi ihracatı yakın zamanda tamamlanacak olan iki yeni santral Serakhs ve Meshed ile daha da arttırılacaktır.


Türkmenistan’ın modern sanayi politikasının referans noktası, ülkenin siyasi statüsünü bağımsız bir devlet olarak kazandığı 1991 yılıdır. Devlet, sanayi alanları geliştirmek, işleme sektörünü ihracatı çeşitlendirecek işlenmiş mallar imal edebilecek duruma getirmek, ithalatı azaltmak, yeni iş alanları yaratmak ve milli sosyal ekonomik istikrarı arttırmak amacıyla hızlandırılmış kalkınma stratejisini geliştirmiştir. Türkmenistan’ın sanayi politikasının ve kalkınmasının en önemli özelliği yeni sanayi tesisleri ve fabrikaların kurulmasına öncelik verilmesidir. 1991 ve 1995 yıllarında yeni işletmelere yapılan toplam yatırım miktarı yüzde 70’tir. Bu tesisler yabancı inşaat firmaları ile işbirliği içinde en son teknolojilerle donatılarak inşa edilmiş, Türkmenistan ekonomisinin öncüsü olmuşlardır. Yabancı inşaat şirketlerinin sahip olduğu, kısa zamanda endüstri tesisleri inşa etme olanağı sağlayan gelişmiş inşaat teknolojileri, yeni üretim potansiyelinin oluşturulmasına hız kazandırdığı için büyük önem taşımaktadır. Gelişmeyi hızlandıran diğer bir önemli faktör ise yabancı yatırımlardır.


Bağımsızlıktan sonra ülkeye 8 milyar dolar yabancı yatırım girmiş olup bu yatırımın 4.5 milyar doları Türk şirketleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda enerji, tekstil ve inşaat alanlarında büyük atılımlar gerçekleştiren Türkmenistan’da endüstriyel altyapının kurulmasında Türk firmalarının büyük katkıları olmuştur. Son dönemde Türkmenistan’da Türk firmaları tarafından tarım teknolojileri, bankacılık, sağlık sektörü, kağıt sanayisi inşaat, demir-çelik ve gıda sektöründe de yatırımlar gerçekleşmektedir. Resmi rakamlara göre Türkmenistan’da kayıtlı 300’ün üzerinde Türk sermayeli firma, ortalama 12.000 Türk işçisine Türkmenistan’da iş imkanı sağlanmaktadır.


Ayrıca eğitim alanında ortak protokoller imzalanarak T.C. Hükümetinin kararı ile 1500’ün üzerinde Türkmen öğrencinin Türkiye’nin çeşitli eğitim kurumlarında eğitim görmeleri sağlanmıştır, ve bu öğrenciler aldıkları eğitim ile Türkmenistan’a döndüklerinde Türkmenistan’ın gelişimine katkıda bulunmaktadırlar. Tarım, sağlık, kültür, askeri alanlarda da iki ülke arasında ortak protokoller imzalanmış olup, çalışmalar devam etmektedir.



“Biz bir millet iki devletiz” sözünü sıkça tekrarlayan Cumhurbaşkanı Büyük Saparmurat Türkmenbaşı’nın arzusu Türkiye ile ilişkilerin daha da artmasıdır. Kardeş devlet Türkiye, sadece ekonomik alanda değil eğitim, kültür ve daha birçok alanda gerçekleştirilen işbirliği ile genç Türkmenistan Cumhuriyetinin gelişiminde büyük katkılarda bulunmuş ve halende bulunmaktadır.



Şu anda 120’den fazla devletle diplomatik ilişki kuran ve 40’tan fazla uluslararası örgüte üye Türkmenistan devletinin Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı önderliğinde uyguladığı kalkınma stratejisi ve aynı zamanda iç ve dış politikasında da istikrarlı duruşu, sayesinde,15 yıl gibi bir zaman diliminde önemli işler yaparak büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmiş, ve Türkmenistan gözle görülebilir bir gelişim kaydetmiştir.

16 Nisan 2008 Çarşamba

DÜNDEN BUGÜNE TÜRKMENLERİN TARİHİ





Türkmenlerin eski tarihi, bütün dünya Türklüğünün tarihi ile birdir. Tarihe çıktıkları alan olarak,
Tanrı Dağları'nın batı ve kuzey yamaçlarından Aral Gölü'ne ve Altaylara doğru yayılan geniş Türkistan
sahasıdır.
Türklerin bu alanlardaki kazılara dayanan tarihi, milattan önce 4 ile 5 bin yıllarına dayanmaktadır. Bilinen
ilk Türk devleti, M.Ö. 8. yüz yılda ortaya çıkan Saka'lardır. Daha sonra, Türk boylarının egemen olduğu
Hun İmparatorluğu, M.Ö. 220 ile M.S. 220 yılları arasında hâkim olur. Bundan sonra Tabgaç hanedanı
devlete egemen olur. M.S. 550 yılında ise, ilk defa Türk adı ile anılan Gök Türk İmparatorluğu
kurulur. Gök Türk hakanlarının sekizinci yüz yılda diktirmiş oldukları Orhun Âbideleri, hem Türk Dünyasının
ortak tarihinin, hem de ortak edebiyatının ilk ve en büyük eserlerindendir. Bilge Kağan, Gültegin
ve vezir Tonyukuk adına yazılan bu anıtlarda, ortak Türkçe'nin çok gelişmiş bir edebiyat ve devlet dili olduğu
görülmektedir. Bu da, Türkçe'nin bu hale gelebilmesi için en az bin yıldır konuşuluyor olduğunu
düşündürmektedir.
745 yılında, Büyük Türk Hakanlığı Gök Türkler'den Dokuz Oğuz - On Uygurlara geçer; egemenliği
onlar temsil ederler. Diğer yabguluk ve küçük egemenlik sahibi boylar bu Büyük Hakanlığa tâbi olarak
varlıklarını sürdürürler. Dokuz Oğuz - On Uygurlar Devleti 1260 yılına kadar devam eder. Bu dönemde,
Orhun Âbideleri'nde kullanılan Göktürk alfabesi yerine Uygur alfabesi kabul edilir. Bu alfabe, on beşinci
yüz yıl ortalarına kadar, gerek doğuda gerekse batıda Türk devletlerinin resmi yazışmalarında kullanılır.
Uygurlara kadar bütün Türk boyları Gök Tanrı dinine sahip idiler. Bu dinde, semavi ve her şeye gücü
yeten tek bir tanrı olduğu inancı vardır. Gök Türk Âbideleri'nin girişinde şöyle denilmektedir: "Üstte mavi
gök, altta yağız yer yaratıldıkta, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış, insanoğlunun üzerine atalarım Bumin Kağan
ve istemi Kağan, kağan olarak oturmuşlar." Görülüyor ki, bu görkemli ifadelerde, tek ve yaratıcı bir Tanrı'nın
varlığı ve herşeye egemen olduğu açıkça bildirilmektedir. Nitekim, daha sonraki yüz yıllarda bu tek Tanrı
inancı, Türklerin İslâmiyete yakınlık duymalarına ve onu kolayca benimsemelerine yol açacaktır.
Uygurlar döneminde ise Budizm ve Mani dinleri kabul edilmiş ve bu inançlar çerçevesinde geniş bir
edebiyat vücuda getirilmiştir.
Eski Türklerde, Hakanların Gök Tanrı'dan kut olarak tahta çıktıklarına, adaletle yönetmedikleri takdirde,
Tanrı 'nın kutunu çekebileceğine ve Hakan'ın düşeceğine inanılırdı. Ayrıca, devlet baba anlayışı
vardı. Orhun Âbideleri'nin Gültegin yazıtında şöyle der: "Tanrı buyurduğu, yarlık verdiği için, kutum, kutluluğum
var olduğu için... Ölecek olan Türk milletini dirilterek eğittim! Çıplak milleti giydirdim! Yoksul milleti bay
kıldım! Az milleti çok kıldım!"
* * *
940 yılında Büyük Hakanlık Karahanlılara geçer; boy beyleri bu devletin buyruğuna girerler. Karahanlı
Saltuk Buğra Han döneminde Türkler ve özellikle Oğuzlar kitleler halinde Müslüman olurlar;
Müslümanlık diğer Türk boyları arasında da hızla yayılmaya başlar. Karahanlılar dönemi Türk kültürünün
hızla geliştiği ve yükseldiği bir dönem olur; birçok medrese açılır ve ilim adamları yetişir. Aynı
zamanda, ortak Türk edebiyatlarının en büyük eserlerinden olan Gutadgu Bilig, Atabet'ül Hakayik ve Divani
Lügat'it Türk gibi eserlerin yazarları olan Yusuf Has hacib, Ahmet Yügnekî ve Kaşgarlı Prens Mahmut
bu devirde yaşamışlardır.
Beşinci yüz yıllardan itibaren Türk boylannın batıya doğru yayıldıkları görülür. Oğuzlar da, Ceyhun
kenarları ve Hazar ile Aral Gölü arasına dalgalar halinde yerleşirler. Oğuz Yabgusu'nun Subaşı'sı olan
Kınık beyi Selçuk'un torunu olan Çarı ve Tuğrul Beyler, 1040 yılında Dandenakan Savaşı'nda Gazne Sultani'ni
yendikten sonra Selçuklu Devleti'ni kurarlar. Selçuklular kısa zamanda bütün Orta Doğu'ya egemen
olur, 1055 yılında Bağdat'a girerek İslâm Halifesi'ni korumaları altına alırlar. Tuğrul Bey, Bağdat'ta,
Dünya Sultanı olarak ilân edilir. Çarı Bey'in oğlu olan ve Sultan Tuğrul'dan sonra tahta geçen Sultan Alparslan,
1071'de Malazgirt Savaşı'nda Bizans İmparatoru'nun ordularını yenerek Anadolu'nun kapısını
Türklere açar. Bu tarihten itibaren çeşitli Oğuz boyları, komutanlarının öncülüğünde Anadolu'yu fethetmeye
ve yurt yapmaya başlarlar; kısa sürede Anadolu fethedilir.
Bu tarihlerden itibaren Ceyhun ve Yengi Yurt çevresindeki Oğuzlar Türkmen olarak anılmaya başlar.
Bunların bir kısmı yeni fethedilen Anadolu'ya yerleşirken, bir kısmı bulundukları yerlerde kalırlar. Sultan
Melikşah'm, amcası oğullarından Kutalmışoğlu Süleyman Bey'e verdiği ferman ile 1078'dc Anadolu'da,
İznik'te Türk Devleti kurulur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultan Sancar döneminde son görkemli zamanını
yaşar. İç çekişmelerin yoğunlaşması, çatışmaların artması ile Selçuklular dağılır ve Orta Doğu'nun
birçok yerinde Selçuklu'nun kolu olan devletler kurulur. Harzem bölgesinde, Atsız'ın kurduğu Harzemşahlar
İmparatorluğu bugünkü Türkmenistan'a egemen olur. Başkenti Köhne Ürgenç'tir.
1220 yılında Cengiz Han'ın orduları Harzem üzerine yürürler. Celaletdin Harzemşah'ın büyük kahramanlıklarına
rağmen, Harzem ülkesi işgal edilir ve birçok şehri yıkılır. Bugünkü Türkmenistan çevresi
ve Oğuzlar uzun süre, Müslümanlaşıp Türkleşen Çağatay ve İlhanlı İmparatorlukları içinde yaşarlar. Bu
devletlerin zayıflama dönemlerinde, Türkmen beyleri şeklen merkeze bağlı olmakla birlikte, kendi boylan
üzerinde egemenliklerini sürdürürler.
1370 yılında Timur, Belh şehrinde hükümdarlığını ilân ederek Timurlular Devletini kurar. Orta Doğu
ve kuzeye doğru bütün Türk ülkelerini egemenliği altına almaya çalışır. Timur'dan sonra oğulları ve torunları
döneminde de Türkmenistan tarım ve çeşitli kültür alanlarında gelişmeler gösterir. Türkmenler,
Timur ordularında atlı birlikler olarak görev alırlar. Teke, Salur, Yomut, Ersarı gibi çeşitli Türkmen boyları
Anadolu, Azerbaycan ve Türkmenistan yörelerinde yaygınlaşırlar. Çeşitli Oğuz boylarından olup, Karakoyunlu
ve Akkoyonlu siyasi birliklerini oluşturan Türkmenler, 14. ve 16. yüz yıllar boyunca Orta Doğu
ve Anadolu çevresinde devletler kurar ve birbirleri ile çekişirler. Bu arada 1299'da Anadolu'da Söğüt'te,
büyük Osmanlı İmparatorluğu, Oğuzların Kayı boyu tarafından kurulur. Karakoyunlu Türkmenlerinden
olan Şah İsmail Safevi, 16. yüz yılın başlarında Safeviler Devleti'ni kurar. Timurluların dağılıp, yerine
Özbek Hanlığının egemen olmasından sonra Safevî Hükümdarı Şah İsmail 1510 yılında Şeybani Han'ı yenerek
Merv bölgesine hâkim olursa da, Özbek Hanları ile birleşen Türkmenler, Şah İsmail'in buralarda
yerleşmesine izin vermezler.
1511 yılında, Safeviler'c karşı ayaklanan Türkmenler ve Harzem Özbekleri, Şeybani Hanedanından İlbars'ı,
Vezir şehrinde Han seçerler. Ürgenç ve Hive beyleri de Jlbars'a bağlanırlar. 1557 yılında Harzem
tahtına geçen Hacı Mehmed Hân, Türkistan ile Osmanlı İmparatorluğu arasında birliğin kurulması gerektiğine
inanır. Osmanh-Safevi mücadelelerinde Osmanlıya yardım eder. Osmanlı Hakanı III. Murad
Hân'a nâme yazarak, onun Ejderhan'ı almasını ve böylece Hazar Denizi'ne çıkmasını ister. Harzem Hanlığı
zaman zaman Karluklarm ve Özbek Hanlarının saldırılarına uğrar.
Hive Hanlığı olarak da anılan Harzem Hanlığında, özellikle Kalmuk akınları iktisadi hayatı çok tahrip
eder. 1664 yılında, Şecere-i Türki isimli Türklerin soy kütüğünü yazan Ebul-gâzi Bahadır Han tahta geçer.
Bu arada, Ceyhun'un bir kolu olan ve Ürgenç çevresini besleyen Özbey nehri kurumuş olduğundan, Ürgenç
terkedilir ve 1615'te Hive şehri başkent tutulur. 1663'te Ebul-Gazi Bahadır Hân'ın oğlu Anuşa Han
geçer. Devlet güçlenir; bu arada Buhara Şcybanileri üzerine seferler yapılır. Anuşa Han, 1684 yılında Semerkant'ı
işgal ederse de, fazla duramaz. 1687 yılında Özbek Hanı, Subhankulu Han, Harzem'i işgal eder.
Şâh Niyaz Işık Ağa'yi Harzem'e vali tayin eder. Ancak, Şah Niyaz, Buhara'dan gizli olarak Ruslarla ilişkilere
girişir. Türkmenlerin büyük bir kısmı Ahal, Etrek, Murgap ve Tecen dolaylarına yerleşirler. Aral civarında
yaşayan Türkmenlerin bir kesimi de Astarhan ve Kuzey Kafkasya'daki Stavropol bölgesine göçerler.
Güney Türkmenistan'daki Türkmenlerin bir kesimi de Safevîlerin egemenliği altında mücadeleler
sonunda, Aba Serdar'ın Şah tarafından öldürülmesi ile bu direniş de kırılır. Bir yandan da, Horasanlı çapulcuların
baskınları olur. 1736 yılında Safevi Devletinin başına Oğuzların Afşar boyundan olan Nadir
Şah geçer. 1736 yılında Safevi Devletinin başına Oğuzların Afşar boyundan olan Nadir Şah geçer. Kafkasya,
Irak, Türkistan ve Hindistan'a büyük seferler yapan Nadir Şah da, Türkmenlerden vergi almaya
devam ettiği için, sıkıntılar bitmez.
On yedinci yüz yılın sonlarından itibaren Çarlık Rusyası ile başlayan ticari ilişkiler vasıtasiyle, Ruslar
Türkistan hakkında gerekli askeri araştırmaları yaparlar. Ruslar Tatar ve Başkırt bölgelerini işgal ederek
başlar ve Yayık Nehri üzerinde Orenburg Kalesi'ni kurarlar. Burdan itibaren, bütün Türkistan'ı çevirecek
şekilde stratejik noktalara kaleler yaparlar. Uzun yıllar Kalmukların saldırıları karşısında sarsılmış olan
Kazak orduları zayıf düşmüş haldedir. Rus ve Kalmuk saldırıları karşısında, Küçük Orda, Orta Orda ve
Büyük Orda, varlıklarını uzun süre devam ettiremezler.
Yayık Irmağı'nın doğusunda yaşayan Küçük Orda Hanı, Ebul Hayr Han uzun yıllardan beri Kalmuklarla
çekişme halinde ve yorulmuş, yıpranmıştır. Türkistan'daki Hokand, Buhara ve Hive gibi diğer
hanlıklarla birlik yaparak mücadele giremezler. Çetin mücadelelerin sonunda, 1731'dc Hanların hep kendi
soyundan gelmesi şartı ile Rus himayesini kabul eder. Ancak, Kuzuk Kurultayı bunu kabul etmez; şekli
bir bağlılık gibi bu durum devam eder. Yer yer Kazak isyanları olur; hanlar değişir. Bu durum on sekizinci
yüz yılın sonlarına kadar sürer.
1755 yılında Batır Şah Ali'nin önderliğinde Başkırtlar isyan ederler. Ruslar, Kazaklarla Başkırtları ve
diğer Türk boylarını birbirine düşürürler, bir yandan da Kalmukları Türkler üzerine saldırtırlar.
1702 yılında hükümdar olan Arap Muhammed Han, Harzem-Hive Hanlığını Buhara Özbeklerinin
egemenliğinden kurtarır. 1715'te yerine geçen oğlu Şir Gazi Han, Rusların yayılmalarını önlemeye çalışır.
1717de Rus Çarının gönderdiği 3.500 kişilik bir birliği yok eder. Ancak, Harzem'de de uruğlar arasında çe
kişmeler vardır. Hanlar, uruğ başbuğlarının oluşturduğu bir divanla ülkeyi yönetmeye çalışırlar. 1728'de,
ilim ve sanata düşkünlüğü ile tanınan Şir Gazi Han katledilir. Kongrat Türk beyleri, Şeybani
Yâdigâroğullarını bırakarak, Kazak Hanlarından Bahadır Han'ı bozkırdan getirip Hân yaparlar.
Yâdigâroğullarına bağlı olan uruğlar ise, İlbars'ı seçerler. İlbars, Nadir Şah Hindistan seferinde iken Ho
rasan'a akın yapar ve burayı yağmalar. 1740'da, Hint seferinden dönen Nadir Şah Harzem'e yürür. Bu
arada, Küçük Orda Hanı da, Rusların desteğinde olarak Harzem'e saldırır ve Hive'yi işgal eder. Nadir Şah
da Hive'ye girince Küçük Orda Han burayı terkeder. Nadir Han, İlbars ve yirmi Kongrat beyini idam
eder. Mangıt beylerinden Tâhir Han ve İlbars'ın oğlu 11. Ebul-Gâzi Han, Nadir Şah'ın himayesinde Hanlık
yaparlar. .
1747 yılında, Mangıt beyleri, Kazak Hanlarından Bahadır Han'ın oğlu Kayıp Han'ı Harzem hanı olarak
ilân ederler. Başkırtların isyanına da katılmış olan cesur ve hareketli Kayıp Han, Harzem'in birliğini
sağlamak için çetin mücadelelere girişir; yeni bir düzen kurmaya çalışır. Ancak, 1757'de kardeşinin isyanı
üzerine babasını da alarak ülkeyi terkeder. Kardeşi Karabey uzun süre tutunamaz, Mangıt beyleri, Karabey'i
tahtından indirip, Hive'den kovarlar. Yâdigâroğullarmdan Timur Gazi Han'ı, Harzem hanlığına getirirler.
Timur Gazi, 1762'de Mangıt beylerini öldürerek, Kongratlardan Muhammed Emin İnak'ı vezir
yapar. Ertesi yıl, M. Emin inak, Timur Gazi Han'ı öldürerek, 158 sene sürecek olan kendi hanedanını
kurar. Uruğ başbuğlarından oluşan Divan'ı dağıtarak bir Sart'ı vezir yapar. Salgın hastalık ve kıtlık olur;
Hive'den göçler başlar. 1790'da, yerine oğlu Avaz geçer.
1801'de Avaz Han'ın ölümü ile yerine İl Tüzer Han geçer ve o da Şartlara dayalı bir iktidar kurar.
Ruslarla ticaret ilişkileri sürdürülür. 1806'da, İl Tüzer'in kardeşi Mehmed Rahim Han, Özbek uruğlarına
dayanmaya çalışır. Karakalpaklar ve Merv Türkmenleri de Hanlığa bağlanır. 1825'te tahta geçen oğlu allahkulu
Han, Köhne Ürgenç'i yeniden onarır, Mavr Kalesi Hanlığa bağlanır, Ruslarla ilişkiler sürdürülür.
Ruslar, gerekli hazırlıkları tamamladıklarına inanarak harekete geçerler. Türkmenler, Rus birliklerini
5 Aralık 1839'da Üst Yurt bölgesinde Beş Tunak'da bozguna uğratırlar. 1846'da Hive tahtına geçen II. Mehmed
Emin Han, birçok cami, medrese ve sulama kanalları yaptırır. 1851 yılında tekrar Hive üzerine yürüyen
Ruslar bozularak çekilirler.
1869 yılında Hazer kıyısında Kızılsu'yu işgal ederek burada bir kale yaparlar. 1864-65 arasında
Ho-kand Hanlığına işgal eder, Semerkand ve Taşkent'i ele geçirirler. 1868-71 arasında Buhara
Hanlığını ele geçirirler. Türkistan topraklan üzerinde Türkistan Genel Valiliği kurarlar.
1873'te Ruslar yeniden saldırıya geçerek Hive ve Gazavat'ta katliam yaparlar. Sağ Harzem
Ruslara bırakılır. Ruslar Ahal bölgesine doğru ilerlerler. Nurberdi Han'ın oğlu Berdi Murad Han,
Göktepe Kalesi'ni güçlendirerek savunmaya geçer. Ruslar, 1879'un Ağustos ayında saldırıya
geçerler. Günlerce süren top ateşinde çok Türkmen şehit olur. Sonunda, kaleden çıkış yapan
Türkmenler, Rusları Hazar'a kadar sürerler. Berdi Murad Han bu savaşlarda şehit olur.
1880 yılında Nurberdi Han vefat eder ve yerine Muhtumkuli Han geçer. Rus Çarlığı,
güçlendirdiği büyük bir ordu ile yeniden Göktepe'ye saldırır. Günlerce top ateşi altında tutulan
kalenin duvarları tonlarca dinamit patlatılarak yıkılır. Aşgabad'a çekilmek isteyen çocuklar ve
kadınlar acımasızca öldürülür. Türkmenler Göktepe'yi sokak sokak ve ev ev savunurlar. Bu kanlı
savaşlarda yirmi bin Türkmen şehit olur. Göktepe düşer. Ruslar 18 Ocak 1881'4e Aşgabad'a
girerler. Esasen, aralarında çekişmeler olan Türkmen beyleri, Merv şehrini savunamayacaklarını
düşünürler ve Merv'i 1884'te Ruslara teslim ederler.
Rus egemenliğinde yaşamak bütün Türkistan için çok zor gelir. Yer yer Türkistan'ın her
yanında irili ufaklı ayaklanmalar olur. Ancak, düzenli orduları olmadığı için, vatanları ve
bağımsızlıkları için kahramanca kanlarını dökerlerse de, belirli bir başarıya ulaşamazlar. 1916'da,
Çarlık Rusyası'nın, Türkmenleri savaşa göndermek istemesi üzerine yine Türkistan'ın her yanında
isyanlar başlar. Türkmenistan'da, Cüneyt Han'ın önderliğinde halk ayaklanır. Ayaklanma Tecen ve
Batı Türkistan taraflarında yayılır. Halk, Hive Kalesi'ne hücum eder. Ancak kaleyi düşüremezler.
Cüneyt Han, Afganistan'a doğru çekilmek zorunda kalır ve burada uzun süre ayaklanmayı
sürdürür. Aziz Han'ın başlattığı ayaklanma da başarılı olamaz; o da Afganistan'a geçer. Etrek ve
Gürgen'deki ayaklanmalar da kanlı bir biçimde bastırılır. Öncülerden Esen Han, Mergen Bey ve
Baha Kılıç şehit edilirler.
1917 Bolşevik ihtilali ile, Türkmenistan'a komünizm uygulamaları başlar. 11 Temmuz 1918'de
başlayan bir halk ayaklanması, Aşgabat'ta Sovyet yönetimine son verir. Ancak, 1920'de Kızıl Ordu
yeniden Sovyet egemenliği kurar. Bu arada Cüneyt Han, Türkistan'a geçerek Hive Hara Seyit
Abdullah ile anlaşıp bir cephe kurar; Özbek, Karakalpak ve Türkmenler birlikte hareket ederler.
Ancak, daha sonra mahalli beylerin harekete destek vermemesi üzerine Karakurum Çölü'ne çekilir.
2 Şubat 1920'de Harzem Halk Sovyet Cumhuriyeti ve 2 Eylül 1920'de Buhara Halk Sovyet
Cumhuriyeti kurulur. Sonunda, 27 Ekim 1924 yılında, Ruslar, Türkmenistan, Kazakistan,
Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan Cumhuriyetlerini kurarak, Türkistan'ı beş ayrı cumhuriyet
halinde Sovyet merkezine bağlarlar.
Türkmenlerin direniş hareketleri devam eder; Cüneyt Han, ancak Stalin döneminde ülkeyi
terkederek
Afganistan'a geçer ve 1938'de burada vefat eder. Sovyetler bu hareketleri Basmacı hareketleri adı
altında
kötülemeye çalışırlar.
İkinci Dünya Savaşı'nda iki yüz bine yakın Türkmen genci savaşa katılmıştır. 6 Ekim 1948
yılında aş-gabat ve çevresinde meydana gelen büyük bir depremde yüz kırk bin'in üzerinde
Türkmen ölmüş; ancak,
bu büyük felaketten dünya milletleri haberdar edilmemiştir.
* * *
Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girmesi üzerine, Türkmenler de kendi Cumhuriyetlerini
kurmak üzere harekete geçmiş ve Türkmenistan Meclisi, 27 Ekim 1991'deki olağanüstü
toplantısında oy birliği ile bağımsız Türkmenistan Devleti'nin kurulmasına karar vermiştir. 27 Ekim,
Türkmenistan'ın bağımsızlık günü olarak ilân edilmiştir.
Türkmenistan, 26 Haziran 1992 - 21 Aralık 2006 tarihleri arasında Saparmurat
Türkmenbaşı'nın Cunhurbaşkanlığı altında yönetilmiştir. 21 Aralık 2006 tarihinde Saparmurat Türkmenbaşı'nın ani vefatı üzere, Cumhurbaşkanlık görevini Gurbanguly Berdimuhammedov üstlenmiştir. Şimdi Türkmenistan Gurbangulı Berdimuhammedov'un başkanlığında dünyanın en hızlı gelişen ülkelerinden biri olmaya devam ediyor...!

12 Nisan 2008 Cumartesi

Türkmenistan Cumhurbaşkanı G.Berdimuhammedov


Gurbanguli Berdimuhammedov; 1979 yılında Türkmen Devlet Tıp Enstitüsü'nün Diş Hekimliği Fakültesini bitirdi. Daha sonra Sağlık Bakanlığı'na bağlı kurumlarda çalıştı ve aynı zamanda Tıp enstitüsünde öğretim görevlisi olarak 1997 yılına kadar çalıştı. 1997 yılında Sağlık Bakanlığı görevine atandı. Sağlık bakanı olduğu süre içerisinde Türkmenistandaki Türk iş adamlarıyla Stomadent isimli Protez diş fabrikasını kurdu. 2001 yılında Saparmurat Türkmenbaşı tarafından Devlet Başkan Yardımcılığı görevine getirildi ve aynı zamanda sağlık bakanlığı görevini de sürdürdü. 2004 yılında sağlık alanında yaptığı reformlar çok eleştiri almıştır.

Saparmurat Türkmenbaşı vefatı sonrası 21 Aralık 2006 cenaze töreni komisyon başkanı olarak seçildi aynı günde Türkmenistan meclisi kendisini geçici cumhurbaşkanı olarak seçti.
Berdimuhammedov; 26 Aralık meclis toplantısında 11 Şubat 2007 tarihinde yapılan cumhurbaşkanı seçimleri için aday gösterildi. Bu seçimlerde kendisiyle birlikte altı aday yarıştı. Berdimuhammedov, seçmenlerin % 99'unun oylamaya katıldığı seçimde oyların % 89,23'unu alarak kazandı.

14 Şubat 2007 gününde cumhurbaşkanı, yemin töreni sonrasında resmen görevine başlayarak Türkmenistan'ın ikinci devlet başkanı oldu. Görev süresi 5 yıldır. Yemin törenine Türkiye'den başbakan Recep Tayyip Erdoğan ,Kazakistan'dan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Afganistan'dan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Gürcistan'dan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, Ukrayna'dan Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko, Özbekistan'dan Meclis Başkanı Halilov Erkin, katıldı.

11 Nisan 2008 Cuma

TÜRKMEN - kelimesinin anlamı



Türkmen sözcüğünün kökeni hakkında birkaç farklı bilimsel görüş bulunmakla birlikte en çok kabul gören etimolojik tahlil, "Türk-i emin" terkibi üzerinde yapilan tahlildir.Arap savaşçı Türklerin İslamlaşmasını çok önemsiyorlardı. Oğuzların Maveraünnehir'deki sivil ve askeri temaslar esnasında Müslüman olanlarına ahlak ve barış bakımından aynı safta bulunmakla emanete kavuşmaktan hareketle "Türk-iman" demişlerdir. Kelime zamanla Türkemen ve Türkmen halini almıştır.
Azerilerin Türkmenlere halen Türkemen demesi, diğer tezleri fonetik bakımdan zayıflatmaktadır. İkinci teze göre Türkmen kelimesi, Türk sözcüğüne İran dillerinden gelen ve "Türke benzeyen" anlamı veren manand sözcüğünün eklenmesiyle oluşmuştur. Modern araştırmacılar ise -man/-men ekinin yoğunluşturma işlevi gördüğü ve "saf Türk" veya "çoğu Türkler gibi" şeklinde tercüme edilebileceğini öne sürmektedirler.
Tarihi bakımdan tüm Batı veya Oğuz Türklerine Türkmen veya Turkoman denilmesine karşın günümüzde terim genellikle Türkmenistan'da ve Orta Asya'nın bazı bölgelerinde yaşayan halklar ve Irak Türkmenleri için kullanılmaktadır.
Modern Türkmenler kısmen, Orta Asyanın büyük bir kesimini içine alan Batı Türkistan yöresindeki Oğuz Türklerinin soyundan gelmektedirler. Oğuz kabileleri 7. yüzyılda
Altay Dağlar'ndan Sibirya stepleri üzerinden batıya hareket etmişler ve Güney Rusya içlerine kadar girmişlerdir. Bu ilk dönem Türkmen halkının yerli İran halklarıyla karıştığını ve Rusya'nın işgaline kadar göçer olarak yaşadıklarına inanılmaktadır

Kısaca TÜRKMENİSTAN


Resmi adı: Türkmenistan Cumhuriyeti
Yönetim şekli: Başkanlık Sistemi
Cumhurbaşkanı: Gurbanguly Berdimuhammedov
Başkent: Aşgabat
İdari yapı: 5 Vilayetten oluşur : Ahal, Mary, Lebap, Daşoguz, Balkan
Komşuları: Kuzeyde Özbekistan, Kuzeybatıda Kazakistan, Batıda Hazar Denizi,Güneyde
İran, Güneydoğuda Afganistan
Yüzölçümü: 488.100 km
Nüfus: 7.465.000 kişi
Etnik dağılım: Türkmen 85%, Özbek 5%, Rus 4%, diğer 6%
Dil: Türkmence
Para birimi: Manat, 1 USD = 6.250 manat